Afrika’nın Gizemli Şehri: Cape Town (3)

Cape Town hakkında son yazı… Birinci ve ikinci yazılara ulaşabilirsiniz.

Masa Dağı

Cape Town ile ilgili internette arama yaptığınızda gidilmesi gereken yerler kısmında ilk sırada Tafelberg Road’da bulunan Table Mountain (Masa Dağı) çıkıyor. 🙂 Teleferik ile 5 dakikada 1086 metrelik dağa çıkılıyor. (Yürüme ile 3 saatte çıkılıyormuş) Beş dakikalık teleferik gezintisi ziyaretçilere panoramik bir manzara sunuyor.

Cape Town’un bitki örtüsü kendine özgü, ismi “fynbos”. Etkileyici çeşitlilikte türleri içeren bir bitki örtüsü. (Edindiğim bilgiye göre; tüm yıl boyunca iklim ılıman geçer, yılın büyük bir kısmına güneşli hava hâkimdir, özellikle de kuzey yarımkürede kış yaşanırken. Avrupa’da kış mevsimi hâkimken Cape Town’da yaz yaşanır! Harika hava koşulları size açık hava aktivitelerinin hemen hepsini yapma imkânı sunar.)“Masa Tepe” olarak adlandırılan düzlük alan 3 kilometre… Bir yanında Devil’s Peak diğer yanında ise Lion’s Head bulunmaktadır. Güney doğudan rüzgârlar estiğinde dağın kuzey tarafından dökülen bulutlar, beyaz bir masa örtüsü gibi dağın tepesini karartıyor. Dağ; gezinti yapanlar, jogging[1] ve abseil[2] yapmak isteyenlerin uğrak mekanı. Eğer tırmanış yapacaksanız, dağın değişken ruh haline ve birden değişebilen hava durumuna karşı hazırlıklı olmalısınız. Rehberimiz Kazım’dan öğrendiğim kısa kısa bilgiler:

* Dağın çevresinde 12 dağ var. Bunlara, İsa’nın 12 havarisine atıfla The Twelve Apostles dağları diyorlar.* Kışın Cape Town’da havalar çok soğuk olmuyor. Ancak her daim sert bir rüzgâr var. Tabaka yerli yerine oturduğu için burası deprem bölgesi değil.

* Limana gelen dalgaları engellemek için dalga kıran (break water) yapılmış. Bunun inşasında, yakında bulunan hapishanenin mahkûmları çalışmış. Hapishanenin adı daha sonra Break Water olarak değiştirilmiş.

Cape Town stadyumu, 2010 Dünya kupası için yapıldı. Kapasitesi 60 bin kişilik. (Bu bilgiyi beni otele götüren taksi şoföründen aldım :))Masa Dağı’nı ziyaret ettikten sonra, çıkışta, ATM’ye benzer bir makine var. Düğmeye basıp karşısına geçtiğinizde fotoğrafınızı çekiyor. Daha sonra www.beenthere.tv adresinden resmi alabiliyorsunuz. Kontrol ettim, çalışıyor 🙂

Yolda giderken sağlı sollu teneke evleri görmek mümkün. Dış taraf tuvaletlere ayrılmış, bunlar ortak kullanıyor. Pislikler nehre atılıyor. Su çok az. Etraf pis kokuyor. Ama buradaki insanlar hayatlarını idame ettirebiliyorlar.

Rehberden aldığım notlar:

* Demir yolarını genelde zenciler kullanıyor. Beyazların çoğu kendi arabasıyla ile gidip geliyor. Bazı beyazlar ise bir sabah bir de akşam mesai saatleri içinde kullanıyorlar toplu taşıma araçlarını. En çok hırsızlık bu trenlerde oluyormuş. Yabancı turistin eşyası çalınınca, korkudan polise gidemiyor. Bu sebeple zenciler, daha çok turistleri soyuyorlarmış. Yerli beyazlar, bu tip durumlarla karşılaşınca zencileri güzelce dövüyormuş 🙂 O kadar ki, zencilerin kafalarına vura vura aptal etmişler onları.* Devlet fakir insanlara ev yapıp veriyor. Ayrıca elektriği de bir süre ücretsiz veriyor. Ama kimse ödemiyor elektrik parasını. Suyu ise kendileri taşıma ile götürüyorlar. Bu ihtiyaç sahibi insanlar, devletin ücretsiz verdiği evleri o bölgeden olmayan zencilere kiralıyorlar. Kendileri teneke evde kalmaya devam ediyor (yolun hemen karşı tarafında). Parayı alıp sabahtan akşama kadar bira içiyorlar. 🙂* Zencilerde, “eve para vermek” çok aptalca bir şey olarak algılanıyor. Villalı evlerin fiyatı 100–150 bin dolar civarında. Bu villaların birinde bir zenci oturuyorsa muhakkak 500 bin dolarlık bir arabası vardır. 🙂 Ancak parasının hesabı olmayan zenciler bu tip evlerde oturuyormuş.

* 17. yüzyılda İngilizler tarafından köle olarak Malezyalılar, Bo-Kaap bölgesine getirilmiş. Tarlalarda ırgat olarak çalıştırılmış uzunca bir süre. Şimdi özgürce, aynı bölgede yaşıyorlar. Bölgeyi baştan aşağı 2–3 saat ziyaret etme fırsatım oldu. Bizim Anadolu illerinden bir farkı yok. Çocuklar sokakta top oynuyor, yaşlılar camii önünde ezanın okunmasını bekliyor 🙂

* Buranın halkı, zenciler, genelde tembel insanlar. Çalışkanları çok zengin oluyor zaten. Yoksul olmalarında cehaletin büyük payı var.

*  Zenciler zulu birasını çok seviyor. Öyle ki Cape Town’da zulu birasının hammaddesi olan zulu bitkisi yetişmediği için[3] vakti zamanda zenciler Durban ve Johannesburg’da yaşamışlar. Bu kadar düşkünlermiş zulu birasına yani.* Mevcut hükümet, tüm imkânlarını zencilere adamış durumda. Bedava istediği okulda okuyabilirler ve devlet kurumlarında belirli ayrıcalıklara sahiplerdir.

* Kırmızı ışıkta geçmenin cezası 70$. Ama kimse ödemiyor 🙂

* Zenciler, yangından çok korkuyor. (Ateşle zencileri korkutabilirsiniz :))

* Zenciler için önemli olan 3 şey var: Sigara, uyuşturucu, bira.

* Saat 15.30’dan sonra mesai bitmeye başlıyor. Rahat insanlar vesselam 🙂

Penguenler

Cape Town’daki penguenler televizyonda gördüğümüzden çok küçük ama şirinler. 4 tane penguen türü kalmış dünyada. Buradaki penguenler hakkında bilgiler:

* 2 dakika deniz altında kalıp 30–35 metre dalabiliyorlar.* Eşek gibi anırdıkları için bölgenin halkı, bunlara “eşek penguenler” demişler. Sonra G. Amerika’da da penguenlere “eşek penguen” dendiği için buradakilerin adı “Afrika pengueni” olarak değiştirilmiş.

Two Oceans Aquarium

Çok büyük bir akvaryum. Köpek balığından penguenine kadar envai çeşitte deniz canlısı var. Etkileyici bir konsept geliştirmişler. Görülmesi gereken yerlerden biri.Şehir Turu

Tek başınıza şehri gezmeniz mümkün değil. Mavi ve kırmızı olmak üzere iki tane şehir turu var. Kırmızı olan şehir içi, mavi olan ise hem şehir içini ve hem de şehrin dışını gezdiriyor. Hızlı bir şekilde şehri üstten (!) seyretmek hoş bir duygu. Genelde şehrin dış taraflarını dolaşan ve on üç istasyona uğrayan mavi tur ile önce şehrin merkezini dolaşarak hayatı yakından teneffüs ediyorsunuz. Eğlence hayatı ile ticari hayat iç içe geçmiş. 6. istasyon Kirstenbosch, nam-ı diğer Botanik Bahçesi. Etraf alabildiğine yeşil ve sessiz… Yoğun oksijenli ortam uzun zamandır hasret kaldığım bir yerdi. İmkân olsa bir hafta kalınır burada! Mandela, 21 Ağustos 1996 yılında buraya gelip fidan dikmiş. Çok geniş bir alana kurulan Botanical Society Conservatory diye isimlendirilen, özel muhafaza edilmiş bir bölmede envai çeşit bitki türlerini görmek mümkün. Turun geri kalan kısmında Cape Town’un ünlü sahilleri (Camps Bay, Bantry Bay gibi)ni gezebilirsiniz.

Cape Town hakkında söyleyeceklerim bu kadar… Sonraki gezi yazısı Güney Afrika’nın büyük şehirlerinden biri olan Johannesburg hakkında olacak.


[1]Küçük adımlarla ağır ağır koşmak

[2] Dağcılıkta doruktan ip sallandırarak inmek

[3] Cape Town’un toprağı tuzlu olduğu için zulu bitkisi yetişmiyor.

1 Yorum

ceren için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir